Mustafa Kemikcioğlu AFIAP Fotoğraf Portfolyosu:
Vizörden Zamana
Bir karenin gücü, vizörden görülen dünyayı ne kadar sadeleştirip konuyu ne kadar net anlatabildiğinde ortaya çıkar. Burada yer alan fotoğraflar; ister dia filmin dokusunda ister dijital sensörün netliğinde kaydedilmiş olsun ortak anlayışta buluşuyor. Görünenin karmaşasını değil, o ânın içindeki ruhu, dengeyi ve duyguyu yakalamak.
Bu portfolyonun kalbinde, zamana ve teknolojiye karşı sessizce direnen kadim mesleklerin son ustaları yer alıyor. Bir atölyenin loş ışığında şekillenen sabır, ömrünü işine adamış ustaların yüzlerindeki çizgiler ve bu mesleklerin gerçek madalyası sayılan nasırlı eller… Bu karelerde yalnızca bir uğraş değil, giderek silinen bir yaşam biçiminin hafızası var.
Mustafa Kemikcioğlu AFIAP Fotoğraf Portfolyosu’ndan yapılan bu seçki, bir ustanın tezgâhındaki emekten semanın içe dönüş sükûnetine, bir köprünün mimari ritminden doğanın sessiz ayrıntılarına kadar uzanıyor. Bir bölümü, FIAP patronajlı uluslararası yarışmalarda sergileme alan bu çalışmalar; konunun doğallığına müdahale etmeden, ışığın insanla, mekânla ve tabiatla kurduğu ilişkinin izlerini taşıyor. Buradaki fotoğraflar farklı yıllara, coğrafyalara ve teknik dönemlere ait olabilir.
Ancak hepsini bir arada tutan omurga aynıdır: doğru anı beklemek, fazlalıkları kadrajın dışında bırakmak ve zamana direnen o tek anı yakalayabilmek.


Bow Bridge
New York Şehrinin Kalbinde Bir Zaman Kapsülü
Central Park’taki Bow Bridge üzerinde durmanın sessiz bir büyüsü vardır. Gölün üzerinden yükselen Manhattan silüeti, köprünün zarif kıvrımı ve kışın çıplak ağaçları arasında New York, alışıldık hızından uzaklaşıp bambaşka bir yüzünü gösterir.
Köprünün doğal kavisi ve işlemeli korkulukları gözü manzaranın içine taşırken, suyun ötesinde San Remo başta olmak üzere Central Park West’in tarihi yapıları yükselir. Doğayla kentin aynı kadrajda buluştuğu bu noktada, şehrin gürültüsü birkaç adım geride kalmış gibidir.
Bow Bridge benim için yalnızca Central Park’ın simgelerinden biri değil; New York’un zamansız, sakin ve romantik yüzünün küçük bir zaman kapsülüdür.
Çekim Yılı - Mekan: 2002 - New York / Central Park
Film: Fuji Velvia 50 ASA
Sergileme Aldığı Ülke: Galler / 2004


Kalay Ustası

Ateşin, Külün ve Mağrur Bir Emeğin Hafızası
Bakırın ateşle, kalayın sabırla buluştuğu o loş atölyeler; sadece bir zanaatın değil, kadim bir esnaf ahlakının ve ortak hafızanın sığınağıdır. Körüğün soluğuyla harlanan kömür ateşi ve pamukla parlatılan devasa bakır leğenler arasında geçen bir ömür; ustanın yüzündeki derin çizgilerde ve tezgâha dayanan nasırlı elinde somutlaşır.
Bu karelerin ardında, atölyenin sıcaklığına karışan demli bir esnaf sohbeti ve zanaatkârın ritmini bozmadan onun dünyasına dahil olabilme çabası vardır. İşinin temposunu hiç düşürmeyen usta; iki soluk nefes alıp dinleneceği o kısacık anda dahi tezgâhına yaslanarak, ömrünü verdiği emeğin vakarını ve mağrur duruşunu objektiften sakınmadı.
Endüstriyel dünyanın hızına inat; bakırın sertliği, insan emeğinin sıcaklığı ve ustanın bilge bakışı, siyah-beyazın en saf tonlarıyla zamana meydan okumaya devam ediyor.
Çekim Yılı / Mekan: 2008 - Mardin
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 800 / f:8 / 1/125 sn
Sergileme Aldığı Ülke: Avusturya / 2011
Santander Katedrali
Gotik Tonozların Gölgesinde Sessiz Bir Geometri
İspanya’nın kuzey kıyılarında yer alan Santander Katedrali’nin revaklı avlusu; taşın, gölgenin ve ışığın yüzyıllardır sürdürdüğü sessiz diyaloğu barındırır. Gotik mimarinin taşıyıcı sütunları ve birbirini kusursuz bir ritimle izleyen sivri kemerleri, dışarıdaki kentin temposunu kalın duvarların ardında bırakarak insanı dingin bir zaman algısına davet eder.
Perspektifin tam merkezindeki köşe sütundan iki yöne doğru uzanan revaklar, zemin taşlarına vuran doğal ışıkla daha da derinleşir. Bu karede amaç yalnızca görkemli bir ibadethanenin mimarisini belgelemek değil; taş işçiliğinin matematiksel zarafetini, tonozların hafifliğini ve avlunun ortasındaki ağaçla taş arasında kurulan organik dengeyi yakalamaktır.
Yüzyıllardır ayakta kalan bu revaklar, mimarinin yalnızca bir yapı kurmadığını; ışık, oran ve tekrar yoluyla kendine özgü bir sükûnet de yaratabildiğini gösteriyor.
Çekim Yılı / Mekan: 2016 - Santander / İspanya
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 800 / f:11 / 1/60 sn

Safranbolu Semer Ustası

Safranbolu Çarşısında Zamana Direnen Son İlmekler
Safranbolu’nun taş sokaklarına açılan küçük atölyesinde, çuvaldızın kat kat kumaşa ve saz otuna her batışında yalnızca bir semer değil; yüzyılların birikimi olan kadim bir ustalık şekillenirdi. Tezgâhının başında geçen ömründe Kemal Usta, emeğe verdiği değeri, Cumhuriyet’in değerlerine, memleketine ve yaşadığı topluma duyduğu bağlılığı da o küçük dükkânın sessiz omurgası gibi taşırdı.
Bu kare, yalnızca kaybolmaya yüz tutmuş bir mesleğin kaydı değil; Safranbolu çarşısının kendine özgü ruhunun ve eski esnaf kültürünün de bir hatırasıdır. Çarşıdaki bir diğer usta olan Akyazılı Mustafa Amca ile aralarında hiç bitmeyen tatlı bir nükte vardı: Kemal Usta’ya sorsanız Mustafa Amca onun çırağıydı; Mustafa Amca’ya sorsanız tezgâhın asıl çırağı Kemal Usta… Birbirine ömür boyu takılan ama aynı sabrı, emeği ve tozu paylaşan bu iki ustanın hikâyesi, eski zaman esnaf kültürünün en sıcak taraflarından biriydi.
Kemal Amca’nın aramızdan ayrılmasıyla o küçük dükkânın kapısı kapansa da; çuvaldızı tutan ellerindeki nasır, gözlerindeki sakinlik ve vakur duruşu, fotoğrafın zamansız dokusunda yaşamaya devam ediyor.
Çekim Yılı - Mekan: 2005 - Safranbolu
Film: Fuji Provia 100 ASA
Sergileme Aldığı Ülke: İtalya / 2005 - Avusturya / 2011



Semanın Huzurunda


Bir yanda semanın içindeki hareket, diğer yanda huşu ile verilen selam,
Sema; kulun yaradana yönelip kendinden geçtiği, mekânı ve zamanı aşan manevi bir yolculuktur. Bu iki siyah-beyaz karede beni etkileyen şey yalnızca hareketin estetiği değil; semanın insana sunduğu o derin huzur ve içe dönüş hâlidir.
İlk karede dönüşün yarattığı akış, diğer karede ise huşu ile eğilen başın taşıdığı derin saygı ve edep öne çıkıyor. Biri semanın içindeki devinimi, diğeri ise o manevi yolculuğun ardından gelen teslimiyeti anlatıyor. Mevleviliğin özündeki sadelik, tevazu ve içsel kabulleniş bu anlarda somutlaşıyor; bir semazenin diğerine eğilişi biçimsel bir selamlama olmanın ötesinde, ortak bir ruh hâlinin ve sükûnetin ifadesine dönüşüyor.
Fotoğrafçı gözüyle baktığımda bu iki kare birbirini tamamlayan bölünmez bir bütün kuruyor: biri hareketin içindeki akışı, diğeri o akışın içinden süzülen dinginliği taşıyor.
Bana düşen ise yalnızca sabırla beklemek ve doğru an geldiğinde deklanşöre basmaktı.
Çekim Yılı / Mekan: 2012 - İstanbul
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 2500 / f:4 / 1/800 sn
Plitvice Gölleri

Zümrüt Suların ve Zamanın Kendi Akışı
Hırvatistan’ın kalbinde, karstik kireçtaşlarının şekillendirdiği Plitvice Gölleri; suyun, taşın ve bitki örtüsünün birlikte kurduğu yaşayan bir coğrafya gibidir. Traverten setlerden süzülen şelaleler ve ışığa göre zümrütten turkuaza dönen su yüzeyleri, insanın doğaya bakışını yavaşlatır.
Bu karede beni asıl çeken şey yalnızca renk değildi. Yukarıdan bakıldığında gölü kıvrılarak bölen ahşap yürüyüş yolu, kadrajın içinde doğal bir yön çizgisi oluşturuyordu. Küçük insan figürleri manzaranın ölçeğini hissettirirken, ön plandaki yapraklar görüntüye derinlik kazandırıyordu.
Bir fotoğrafçı olarak böyle sahnelerde aradığım şey, manzarayı yalnızca kaydetmek değil; gözün kadrajın içinde nasıl dolaşacağını belirlemek. Burada da suyun rengi kadar yolun ritmi, insan figürleri ve ön plandaki yaprakların oluşturduğu katman benim için belirleyiciydi.
Çekim Yılı / Mekan: 2024 - Plitvice / Hırvatistan
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 100 / f:4 / 1/590sn

Bir Çiçeğin İçindeki Dünya
Makronun Sessiz Mimarisi ve Minör Geometri
Makro fotoğrafçılık, çoğu zaman gözümüzün hızla geçtiği ayrıntıları görünür hâle getirir. Bir liliumun kalbine yaklaştıkça çiçeğin yalnızca renk ve biçimden ibaret olmadığını; kendi içinde çizgiler, dokular, renk geçişleri ve heykelsi bir görsel mimari taşıdığını fark edersiniz.
Bu kare, Canon 100 mm makro objektif kullanılarak ve alan derinliğini kontrollü biçimde sınırlayan bilinçli bir diyafram tercihiyle kaydedildi. Makro dünyada net alan derinliği santimetrelerle değil, milimetrelerle ölçülen son derece dar bir alana sıkışır; bu nedenle netlik düzleminin seçimi doğrudan fotoğrafın anlatımını belirler. Burada da çiçeğin merkezindeki dişi organ (tepecik) ve polen yüklü başçıklar belirgin tutulurken, geriye doğru uzanan pembe taç yapraklar kademeli ve yumuşak bir bokeh ile koyu fona karışır.
Pembe tonların içinden göğe yükselir gibi uzanan bu formlar, çıplak gözün ıskaladığı narin bir mikro evreni açığa çıkarıyor. Benim için bu kare yalnızca bir çiçeğin yakın çekimi değil; ayrıntıya indikçe katmanlaşan ve büyüyen gizli bir dünyanın kaydıdır.
Çekim Yılı / Mekan: 2005 - İstanbul
Film: Fuji Velvia 50 ASA
Brooklyn Bridge
New York Silüetinin Kalbine Adım Atmak
Brooklyn Bridge’i yürüyerek geçmek, yalnızca Brooklyn’den Manhattan’a ulaşmak değildir; New York’un mimarisini, ritmini ve tarihini adım adım hissetmektir. Ahşap yürüyüş yolunda yükselen taş kuleler, sivri kemerler ve birbirini kesen çelik kablolar, insanı doğrudan Manhattan silüetine taşıyan güçlü bir perspektif oluşturur.
Bir fotoğrafçı için Brooklyn Bridge yalnızca ünlü bir New York simgesi değildir. Köprünün tekrar eden mimari çizgileri, taş ve çelik yüzeylerde değişen ışık-gölge dengesi ve sürekli hareket halindeki insanlar, mimari fotoğraf açısından son derece zengin bir görsel yapı sunar.
Bu karede benim dikkatimi çeken de tam olarak buydu. Kabloların, yürüyüş yolunun ve taş kulelerin oluşturduğu çizgiler bakışı doğal olarak görüntünün merkezine ve Manhattan yönüne taşıyordu. Kadrajı kurarken amacım Brooklyn Bridge’in büyüklüğünü göstermekten çok, köprünün insanı şehrin içine doğru çeken hissini korumaktı.
Brooklyn Bridge; New York’un mühendisliğini, tarihini ve şehir temposunu aynı karede buluşturan yaşayan bir mekândır. Bir süre sonra insan, bir köprüyü geçmediğini; New York’un içine doğru yürüdüğünü hisseder.
Çekim Yılı / Mekan: 2002 - New York / Brooklyn Bridge
Film: Ilford 125 FP4
Sergileme Aldığı Ülke: 2006 / Avusturya


Ateşin Başında Bir Demirci

Hareketin İzi, Ocağın Harı ve Yaşayan Zaman
Safranbolu’da, yıllardır aynı ocağın başında çalışan bir demirci ustasını fotoğraflarken amacım yalnızca mesleği belgelemek değildi; ateşin, emeğin ve beden hareketinin aynı karede hissedilmesini istedim. Loş atölyede yanan ocak, demircinin çevresindeki karanlığı parçalayarak görüntünün doğal merkezini oluşturuyordu.
Bu karede hareket netsizliği bilinçli bir tercih. Kullandığım diyafram ve düşük enstantane, ustanın yüzünü ve bedenini tam olarak dondurmak yerine çalışma ritmini görünür kılıyor. Çekicin hareketi, ateşin sıcaklığı ve atölyenin karanlık dokusu bir araya geldiğinde; fotoğraf sabit bir portreden çok, devam eden bir emeğin içinden alınmış tek bir ana dönüşüyor.
Safranbolu’da giderek kaybolan geleneksel zanaatlardan biri olan demircilik, burada yalnızca bir meslek olarak değil; ateş, güç, tekrar ve yılların biriktirdiği ustalık üzerinden anlatılıyor. Benim için bu fotoğrafın asıl değeri de burada: demirciyi poz verirken değil, kendi dünyasının ve çalışma ritminin içinde gösterebilmek.
Çekim Yılı / Mekan: 2002 - Safranbolu
Film: Fuji Provia 100 ASA
Sergileme Aldığı Ülke: Galler / 2003 - Slovenya / 2004 - Kanada / 2011
Yedigöller’de Sonbaharın Akışı

Uzun Pozlama, Tül Etkisi ve Sessizliğin İçindeki Renkler
Bolu Yedigöller, özellikle sonbahar aylarında doğayla baş başa kalmak, şehirden uzaklaşmak ve biraz nefes almak isteyenlerin en çok tercih ettiği yerlerden biri. Her yıl kamp tutkunlarını ve doğa severleri kendine çeken bu coğrafyada, yosun tutmuş kayalar, dökülen yapraklar ve suyun sesi birlikte çok güçlü bir atmosfer oluşturuyor.
Bu karede amacım yalnızca sonbahar renklerini göstermek değildi; suyun hareketini görünür hale getirerek manzaranın ritmini de fotoğrafın içine taşımak istedim. Bunun için tripod kullanarak uzun pozlama tercih ettim. Uzayan pozlama süresi, akan suya belirgin bir tül etkisi kazandırırken kayaların ve yaprakların dokusunu sabit tutarak hareket ile durağanlık arasında doğal bir denge oluşturdu.
Yedigöller’de sonbahar, yalnızca renklerden ibaret değil. Turuncu ve kızıl yaprakların arasından süzülen su, yosunlu taşlar ve ormanın sessizliği; insanı yavaşlatan, bakışı ayrıntılara çeken bir bütünlük yaratıyor. Benim için bu fotoğrafın asıl gücü de burada: doğayı olduğu gibi göstermekten çok, o anın sakinliğini ve akışını hissedilebilir hale getirmek.
Kamp için gelenlerin, yürüyüş yapanların ya da yalnızca kafa dinlemek isteyenlerin Yedigöller’i tekrar tekrar tercih etmesinin nedeni de biraz bu. Burada zaman hızlanmıyor; aksine, suyun akışıyla birlikte yavaşlıyor.
Çekim Yılı / Mekan: 2008 - Yedigöller / Bolu
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 100 / f:25 / 5 sn.
Sergileme Aldığı Ülke: Almanya / 2011
Toprağa Şekil Veren Eller


Kapadokya’da Çömlekçilik, Ustalık ve Dönen Zaman
Kapadokya’da çömlek yapımını izlerken insanın ilk dikkatini çeken şey, toprağın ustanın elleri arasında kazandığı o yumuşak ve neredeyse canlı dokudur. İlk bakışta sakin görünen bu dönüşümün arkasında ise yılların deneyimi, doğru basıncı uygulayan parmaklar ve hatayı kolay kolay affetmeyen hassas bir denge vardır. Çömlekçilik, el, göz ve sabır arasında sürekli kurulan bir uyumdur.
Bu fotoğrafta klasik bir usta portresinden uzak durdum. Çömlek ustasını yukarıdan ve diyagonal bir açıyla görüntülerken, ön plandaki büyük formları kadrajın içine alarak izleyicinin bakışını doğrudan çalışma alanına taşımak istedim. Sığ alan derinliği sayesinde öndeki çömlekler yumuşak biçimde flu kalırken, netlik ustanın yüzüne, ellerine ve şekillendirdiği çömleğe yöneliyor.
Çömleğin pürüzsüz yüzeyi, ustanın ellerindeki sertlik ve taş atölyenin kaba dokusu aynı karede birbirine karşılık veriyor. Fotoğrafın benim için en güçlü tarafı da burada: yılların emeğini taşıyan ellerden, narin ve dengeli bir formun doğması.
Kapadokya’nın geleneksel çömlekçilik kültürünü anlatırken yalnızca bitmiş ürünü göstermek yeterli değil. Asıl hikâye, toprağın ustanın parmakları arasında milim milim şekil aldığı o anda ortaya çık ıyor.
Çekim Yılı / Mekan: 2012 - Avanos / Nevşehir
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 2500 / f:2.8 / 1/50 sn

Toprağın Ellerde Doğan Formu

Kapadokya’da Çömlek, Doku ve Ustalığın Sessiz Dengesi
Çömlekçi çarkına yaklaştıkça, işin bütün inceliği ellerde görünür hâle geliyor. Parmakların uyguladığı basınç, çamurun yüzeyinde bıraktığı izler ve dönen formun milim milim şekillenmesi; yılların ustalığını tek bir anda görünür kılıyor. Burada anlatılan şey yalnızca bir çömleğin yapımı değil, toprağın insan eliyle biçime dönüşme sürecidir.
Bu karede özellikle yüzü dışarıda bırakıp doğrudan ellere odaklanmayı seçtim. Çünkü bir kabın asıl hikâyesi, vitrindeki bitmiş hâlinden çok ona can veren temasın içinde gizlidir. Sığ alan derinliği, parmak boğumlarındaki çamur katmanlarını ve çömleğin ağız hattını belirginleştirirken, çarkın dairesel hareketi fotoğrafa hafif bir dinamizm katıyor.
Bir tarafta henüz biçimini arayan yumuşak kil, diğer tarafta ona ne kadar baskı uygulayacağını milimetrik olarak bilen nasırlı parmaklar… Bu karenin değeri de tam burada: çamurun son şeklini değil, formun ellerde nasıl doğduğunu belgeleyebilmek.
Çekim Yılı / Mekan: 2012 - Avanos / Nevşehir
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 2500 / f:3.5 / 1/200 sn
Sergileme Aldığı Ülke / Yarışma: 2012 / Avusturya
Venedik’in Kalbine Açılan Diyagonal
Rialto Köprüsü, Kanallar ve Görsel Yönün Gücü
İtalya’nın en karakteristik şehirlerinden biri olan Venedik’te kanallar, şehrin ritmini ve mimarisini birbirine bağlayan görsel damarlardır. Bu karede Rialto Köprüsü’nü tek başına göstermek yerine, Venedik kanalları içindeki hareketi ve mekânın akışını aynı kompozisyonda birleştirmek istedim. Ön plandaki tekneyi diyagonal yerleştirmemin nedeni buydu. Teknenin pruvasından başlayan çizgi, gözü doğal biçimde kanal boyunca ilerletiyor ve sonunda Rialto Köprüsü’ne taşıyor. Bu yönlendirme hem perspektifi güçlendiriyor hem de izleyicinin bakışını kadraj içinde kontrollü biçimde dolaştırıyor.
Geniş açı etkisi, köprünün kütlesini ve çevresindeki Venedik mimarisini birlikte hissettirirken; ön plandaki tekne fotoğrafa derinlik ve ölçek kazandırıyor. Suyun yansımaları, sıcak ahşap tonları ve açık taş y üzeyler de görüntüde doğal bir denge oluşturuyor.
Bir fotoğrafçı olarak amacım yalnızca Rialto Köprüsü’nü göstermek değildi; Venedik’in hareketini, kanalın yönünü ve köprünün ağırlığını tek karede birbirine bağlayan bir görsel akış kurmaktı.
Çekim Yılı / Mekan: 2024 - Venedik / İtalya
ISO - Diyafram - Shutter: ISO 2500 / f:3.5 / 1/200 sn


Ocağın Külü, Kalayın Parlaklığı
Safranbolu’da İlk Sergileme ve Bir Zanaatın Hafızası
Safranbolu Bakırcılar Çarşısı’nın zamanı dışarıda bırakan taş atölyelerinde dolaşırken, körüğün soluğu ve çekicin ritmik sesi insanı bir eşiğin ardına davet eder. Bu kare, içeriye adım atıp ustanın tezgâhına misafir olduğum, demli çay eşliğinde kurulan o samimi esnaf sohbetinin içinden doğdu. Fotoğraf çekmenin ötesinde; bir zanaatkârın ritmini bozmadan onun dünyasına dahil olabilmek, ocağın harını ve emeğin vakarını paylaşabilmek asıl kıymetli olandı.
Loş mekânın karanlığını yaran pencere ışığı ustanın yüzüne ve tezgâha yönelirken, kontrollü alan derinliği dikkati doğrudan kalaylanan kabın parlak metalik yüzeyine ve çekici kavrayan ellere topluyor. Çekimin dia filmle yapılmış olması, pozlamada en küçük hataya bile fazla alan bırakmayan bir disiplin gerektiriyordu. Günler sonra banyodan çıkan filmin zihnimdeki anla örtüştüğünü görmek ise tarif edilmesi güç bir duyguydu.
Bu fotoğrafın arşivimdeki yeri bambaşka. FIAP patronajlı uluslararası yarışmalarda sergileme alan ilk çalışmam olması, onu yalnızca bir zanaat kaydı değil, fotoğraf yolculuğumun önemli dönüm noktalarından biri haline getiriyor.
Çekim Yılı / Mekan: 2002 - Safranbolu
Film: Fuji Velvia 50 ASA
Sergileme Aldığı Ülke / Yarışma: 2003 / İngiltere - 2004 / İngiltere - 2004 / Galler - 2004 / Avusturya - 2004 / Slovenya -

Renklerin Cezbesi ve Dönüşün Ahengi
Galata Mevlevihanesinde Âyin-i Şerif; Zamanın Askıya Alındığı Hâl
Sema, yalnızca bedenin kendi ekseni etrafındaki devinimi değil; insanın dünyevi ağırlıklarından sıyrılarak cezbe ve teslimiyet hâline yönelmesidir. Tarihi mevlevihanenin ahşap zemininde açılan tennureler; beyazın sadeliğini yeşil, lacivert ve kırmızının güçlü tonlarıyla buluştururken mekânın ruhunu yaşayan bir renge dönüştürüyor.
Bu karede düşük enstantane ile kontrollü bir hareket netsizliği tercih ettim. Ön plandaki semazenin dönüşü belirgin bir hareket izi yaratırken, yüzdeki dingin odaklanma ve sol köşede makamı temsil eden Postnişin’in durağan silüeti; hareket ile sükûnet arasında güçlü bir karşıtlık kuruyor.
Bu fotoğrafı dia filmle çekmek, sürekli hareket hâlindeki semazenler nedeniyle pozlama ve zamanlama açısından çok hassas bir hesap gerektiriyordu. Dijital kameralar ya da günümüz cep telefonlarında olduğu gibi çekip silerek tekrar deneme şansı yoktu; deklanşöre bastığım an, karar da sonuç ta geri dönülmeyecek şekle bürünüyordu.
Benim için bu fotoğraf; mistik bir ritüelin yalnızca kaydı değil, dönerken sabit kalan içsel merkezin ve ilahi ahengin görsel ifadesi.
Çekim Yılı / Mekan: 2003 - Galata Mevlevihanesi / İstanbul
Film: Fuji Provia 100 ASA
Sergileme Aldığı Ülke / Yarışma: 2003 / Galler

Uçhisar: Göğe Yükselen Kaya ve Zamanın Oyukları

Uçhisar’da Altın Saat, Doğanın Mimariye Dönüştüğü Eşik
Kapadokya coğrafyasında mimari, çoğu zaman taştan yeni bir yapı inşa etmekten çok, doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu tüf kayaları oyup yaşam alanına dönüştürmektir. Bölgenin en yüksek noktalarından biri olan Uçhisar Kalesi, gökyüzüne doğru bir anıt gibi yükselirken cephesindeki pencereler, oyuklar ve tünellerle hem bin yıllık bir sığınak hem de doğal biçimde şekillenmiş dev bir heykeli andırır.
Akşamüstünün yatay altın ışığı kayanın gözeneklerine vururken, bu dokuyu kaydetmek için çekimi tripod üzerinde yaptım. Karenin dia filmle çekilmiş olması, pozlamada en küçük sapmaya bile fazla alan bırakmayan bir dikkat gerektiriyordu; dijitalin anlık önizleme rahatlığından uzak, geri dönüşü olmayan analog disiplin bu çekimin her aşamasında devredeydi. Kısık diyaframla sağlanan geniş alan derinliği, ön plandaki tüf tabakalarından kalenin zirvesine ve geride uzanan Kapadokya vadilerine kadar sahnenin bütününü netlik içinde tutuyordu.
Günün son ışıklarıyla gölgelerin uzadığı o kısa zaman aralığında kaydedilen bu kare; rüzgârın, zamanın ve insanın aynı taşta bıraktığı izlerin kalıcı bir kaydıdır.
Çekim Yılı / Mekan: 2005 / Uçhisar Kalesi- Kapadokya
Film: Fuji Provia 100 ASA
Sergileme Aldığı Ülke / Yarışma: 2005 / İtalya
Taşınan Hafıza, Silinmeyen Bakış

Saraybosna’da İsimlerin Gölgesinde Masumların Hatırası
Bazı fotoğraflar yalnızca bir anı ya da estetik bir formu değil, tarihin en ağır yüklerini de taşır. Saraybosna’da Srebrenitsa hafızasını yaşatan galeride kaydedilen bu kare; öldürülen insanların isimleriyle geride kalanların bakışını aynı kadrajda buluşturan sessiz bir tanıklıktır.
Kompozisyon, bu trajedinin iki ayrı yüzünü bir araya getiriyor: Solda perspektifle derinleşen kurban isimleri, sağda ise kaybın ve insan hafızasının ağırlığını taşıyan yaşlı bir göz… Sonsuzluğa uzanıyormuş hissi veren isimler, binlerce ayrı hayatı hatırlatırken; sağdaki yakın plan, bu büyük acıyı tek bir insanın yüzünde somutlaştırıyor.
Siyah-beyazın sert kontrastı ve derin gölgeler, göz çevresindeki her çizgiyi zamanın bıraktığı bir ize dönüştürüyor. Benim için bu fotoğraf; fotoğrafın yalnızca gördüğünü kaydetmekle kalmayıp, unutulmaması gerekenleri geleceğe taşıma sorumluluğunu üstlenebileceğinin bir ifadesidir. Bu kare, Mustafa Kemikcioğlu AFIAP fotoğraf portfolyosu içinde taşıdığı tarihsel hafızayla en özel yere sahiptir.
Srebrenitsa Soykırımında katledilen 8.372 canın hatırasına: Unutmadık!

