top of page

Fotoğraf Hikayem

Bazen tek bir kare yıllarca anlatılamayacak bir duyguyu sessizce taşır. Işığın ve gölgenin peşinde geçen otuz yılı aşkın bu yolculukta fotoğraf, benim için sadece  deklanşöre basmak olmadı; hayatı anlama, hissetme ve zamanı mühürleme çabası oldu.
 

Bu arayış, 1991 yılında elime aldığım ilk yol arkadaşım Zenit 11 ile başladı. Manuel ayarların, kurma kolunun o mekanik sesinin ve sabırla kurulan kadrajların dünyasına ilk adımı o günlerde attım.
 

Bir merak ve hevesle açılan bu pencere, vizörün arkasındaki hayata başka türlü bakmayı; insanı, emeği ve ânın içindeki sessiz ritmi okumayı öğrendikçe köklü bir tutkuya dönüştü.
 

Zaman içinde teknoloji ilerledi, çantamda Canon’un üst düzey profesyonel gövdeleri ve objektifleri yerini aldı. Ancak ne kadar gelişmiş olursa olsun hiçbir dijital sensör,  dia pozitif ile çalışırken hissettiğim o saf fotoğraf heyecanını, hataya yer bırakmayan o kusursuz disiplini bana veremedi.

Mustafa Kemikcioğlu - AFIAP Fotoğraf Sanatçısı Portresi

Negatif ve Pozitif Film Dönemi 

Fuji Provia Velvia Dia Film

Negatif filmlerin ve dia pozitiflerin kokusunda yoğrulan o dönemi yaşayanlar iyi bilir: Deklanşöre bastığınız an, geri dönüşü olmayan kesin bir karardır. Pozlama hatasını kolay kolay affetmeyen bu disiplin, ışığı deklanşöre basmadan önce zihinde tartmayı ve kareyi vizörden önce akılda bitirmeyi öğreten gerçek bir fotoğraf okuluydu. Işık, filmin üzerine tarihten bir anı kazır ve o karenin nasıl çıktığını öğrenmek için günlerce süren merak dolu, sabırlı bir bekleyiş başlardı.
 
O günlerde fotoğraf; hemen ekrandan bakılıp silinen bir deneme değil, ışıkla film üzerine çizilmiş geri dönüşsüz bir tarihti.
 
Doğru ışık uğruna gece yarıları uykudan uyanmanın, doğanın ve insanın peşinde kilometrelerce yol katetmenin o tatlı yorgunluğu bambaşkaydı. Banyo edilen filmi ilk kez ışığa tuttuğunuzda ve aradığınız o tek karenin kusursuzca parladığını gördüğünüzde ise bütün yorgunluk yerini tarif edilmesi güç bir tatmine bırakırdı.

Bugün dijitalin sunduğu “olmadı, bir de şöyle çekeyim” kolaylığıyla yüzlerce deneme arasından ayıklanan doğru kare; 36’lık bir makarada tek bir dia pozitife sığdırılmış o kusursuz karenin yaşattığı mutluluğun yanına kolay kolay yaklaşamaz. Çünkü o karede yalnızca teknik değil; sabır, sezgi, disiplin ve emek vardır.

Sergilemelerden AFIAP'a Uzanan Fotoğraf Hikayem

Mustafa Kemikcioglu Afiap acceptance kartları

Negatif ve pozitif film döneminde şekillenen fotoğraf anlayışım, zamanla uluslararası yarışmalar ve sergilemelerle daha disiplinli bir çizgiye oturdu. Fotoğraf üretmek benim için yalnızca doğru ışığı bulmak değil; yok olmaya yüz tutmuş anları, insan hikâyelerini ve kadim zanaatları zamanın ve ışığın diliyle geleceğe aktarma gayretine dönüştü.
 

Bu disiplinli arayış; 10 farklı ülkede, 18 eserle gerçekleşen 30’un üzerinde uluslararası sergilemeye ulaştı. Yıllar içine yayılan bu kabul ve biriken deneyim, 2011 yılında Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu tarafından verilen AFIAP (Artiste FIAP) unvanıyla taçlandı. Bu unvan benim için yalnızca uluslararası bir derece değil; yılların emeğinin, sabrının ve fotoğrafa duyduğum tutkunun somut bir karşılığıydı.
 

O karelerin her biri benim için yalnızca bir insanın, mesleğin ya da mekânın kaydı değil; kadrajın içindeki yaşamla fotoğrafçının sabrının buluştuğu birer tanıklıktır.

Mustafa Kemikcioğlu AFIAP Unvan Belgesi - FIAP 2011

Vefa ve Yol Arkadaşlığı

Bu uzun soluklu yolculuk, tek başına yürünmüş bir patika değildir.

​

Teknik bilgimin olgunlaşmasında ve görsel algımın derinleşmesinde büyük katkıları olan, bıkmadan usanmadan sorduğum her soruya sabırla rehberlik eden dostum Yıldırım’a gönülden teşekkür ederim. Allah yolunu her daim bol ışıklı, kadrajını geniş açılı, netliğini de keskin eylesin...

​

Ve bu yolculuğun en kıymetli hayat arkadaşı eşim Dilek… Yaptığımız sayısız gezide ben doğru ışığı, doğru anı ya da o tek kadrajı sabırla beklerken; kimi zaman dakikalarca, kimi zaman saatlerce tek bir an bile sitem etmeden yanımda durdu. Fotoğraf uğruna uzayan yolların, ertelenen planların ve bitmeyen bekleyişlerin içinde gösterdiği anlayış ve sabır için ona bir ömür teşekkür borçluyum.

Vizör Hiç Kapanmaz

Fotoğrafçının boynunda bir makine asılı olmasa bile dünyaya kadrajların içinden bakmayı sürdürür. Çünkü fotoğraf bir kere insanın ruhuna işlediğinde vizör hiç kapanmaz. Zihniniz, gördüğü dünyayı farkında olmadan kadrajlara bölmeye devam eder. Bir insanın bakışında, sokağın kıvrımında ya da bir yaprağa vuran gölgede o kadrajı hissetmeyi asla bırakamazsınız. Bu yüzden fotoğraf hikayem kapanmadan devam ediyor
 

Işığın, bir mekânın saklı ruhunun ve insanın hikâyesinin peşinde geçen onca yıl; zamanla sabrın, gözlemin, simetri duygusunun ve ayrıntılara verilen önemin kendine doğal bir karşılık bulduğu bir ifade alanına dönüştü. Işığın, insanın ve mekânın içindeki küçük ayrıntıları fark etmek ise bu yolculuğun kendiliğinden oluşan dili oldu.
 

Burada sergilenen her kare; sabırla beklenmiş bir ışığın, yılların getirdiği bir bakış açısının ve zamana bırakılmış bir izin hikâyesidir.
 

Hoş geldiniz

bottom of page